Yargıtay Hukuk Genel Kurulu T. 11.05.2011 E. 2011/173 K. 2011/291
“Vurgulamakta yarar vardır ki, davalının zararı, harici sözleşme gereğince kararlaştırılan satış bedelinin ödenmesinden değil, tapudaki satış ve resmi senedin düzenlenmesi sırasında tapu masraflarından kaçınmaya yönelik eksik satış bedelinin bildirilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Davalı tapudaki resmi kayıtlarda taşınmaz değerini düşük göstermekle, daha az tapu masrafı ve vergi ödemiş; bu yolla menfaat temin etmiştir. Davalının bu eyleminden dolayı kendi kusuru ile zarar gördüğü açıktır. Hukukun temel ilkelerine göre hiç kimse kendi kusurundan yine kendisi lehine sonuç çıkaramaz; dolayısıyla kendi kusuru ile sebebiyet verdiği zarara katlanmak zorundadır. Davalının tapudaki bedeli düşük gösterme şeklinde gerçekleşen muvazaalı davranışından kaynaklanan zararı; yine bu davranıştan kendisi lehine sonuç çıkararak davacılardan istemiş olması hukuken korunamaz. Davalının bu eyleminin sonuçlarına katlanması gerekir."
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi T. 27.09.2010 E. 2009/4222 K. 2010/4818
"Bir davada, birden çok hukuki sebebin birarada incelenebilmesi bu nedenlerden birinin, diğerinin incelenmesine imkan verecek nitelikte olmasına bağlıdır (Hukuk Genel Kurulu'nun 09.01.1974 Tarih ve 1972/2-584-12 sayılı kararı). Hata, hile ve gabin, bir davada kademeli olarak incelenebilir. Dayanılmış ise "ehliyetsizlik" iddiası, hata, hile ve gabin iddiasından önce incelenir."
EVLİLİĞE İLİŞKİN DÜZENLENEN BELGEDEKİ İMZANIN TARAFLARDAN BİRİNE AİT OLMAMASI TEK BAŞINA EVLİLİĞİ GEÇERSİZ HALE GETİRMEZ.
Anayasa Mahkemesi’nin 27 Şubat 2025 Tarihli Ve 2019/33669 Başvuru Numaralı Kararı
“Öte yandan Mahkemece bilirkişiye yaptırılan imza incelemesi sonucunda ise evlenme kütüğündeki imzanın E.D.nin el ürünü olmadığı tespit edilmiştir (bkz. § 8). Mahkemece imza incelemesinden hareketle evliliğin her iki tarafın da huzurunda yapılmadığına kanaat getirilmiş ve yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmiştir. Bu anlamda dosya kapsamında yer alan delillerden bilirkişi raporuna üstünlük tanındığı ve sadece bu delile dayanılarak karar verildiği görülmüştür. Ancak yukarıda ifade edildiği üzere kurucu unsurunun tarafların iradelerini resmî memur huzurunda sözlü olarak açıklamaları olan evliliğin geçerli bir şekilde kurulduğu iddiasının tek ispat vasıtası imza olmamasına rağmen Mahkemece diğer delillerin tartışılmadığı, ileri sürülen diğer belgeler ve tanık beyanlarına neden itibar edilmediği hususlarına karar gerekçesinde yer verilmediği anlaşılmıştır.”
Anayasa Mahkemesi’nin 2021/46083 Başvuru Numaralı, 30/07/2025 Tarihli Kararı
“Somut olayda tutanaktaki imzaların sonradan tamamlandığı arabulucu beyanıyla da ortaya konulmuştur. İmzaların tamamlanması amacıyla 11/9/2019 tarihinde kargo yoluyla işveren vekiline gönderilen tutanağa ilişkin kargo takip çıktısından teslim tarihinin 13/9/2019 olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda davanın 25/9/2019 tarihinde açıldığı dikkate alındığında Bölge Adliye Mahkemesinin imza aşaması henüz tamamlanmamış tutanağın tarihini esas alarak davanın iki haftalık yasal süresi içinde açılmadığı yönündeki yorumunun başvurucu açısından öngörülebilir olmadığı kabul edilmelidir.”
BU NEDENLE BAŞVURUCULARA MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMELİDİR.
Anayasa Mahkemesi’nin 14/5/2025 Tarihli 2022/22017 Başvuru Numaralı Kararı
“Somut olaylarda açılan çekişmeli boşanma davalarının yaklaşık 5 yıl ila 10 yıl arasında sürdüğü, 2022/25672 numaralı dosyada ise 9 yıl boyunca süren yargılamanın hâlen sonuçlanmadığı görülmektedir. Yargılamalar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde başvurucuların yargılama sürecinde takip ve özen yükümlülüğünü yerine getirmediğinden söz edilemez. Bunun yanında yargılamaların uzamasında başvurucuların bir dahlinin bulunduğunun söylenemeyeceği dikkate alındığında somut olayın koşullarında evlenme hakkını zedelemeyecek şekilde gerekli özen yükümlülüğünün gösterilmediği ve yargılamaların sonuç itibarıyla makul bir sürede tamamlanmadığı sonucuna ulaşmak mümkündür. Böylece devletin boşanma davalarını makul bir sürede sonlandırma yükümlülüğünü yerine getirmediği ve bu suretle kişinin özel ve aile hayatını düzenleyebilmesi, aile kurma bağlamında özel hayatına dair kararlar alabilmesi yönünden başvurucuya evlenme hakkını zedeleyecek şekilde külfet yüklendiği değerlendirilmektedir.”
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 07.07.2025 E. 2025/8412 K. 2025/10476
“Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; itirazın iptaline konu icra takibinin dayanağını oluşturan ortak gider alacağının kaynağının 24.12.2017 tarihli olağan genel kurul toplantısının 5 inci maddesi gereğince 21.01.2018 tarihli site temsilciler meclisinde alınan aidat kararına ilişkin olduğu, alınan bu aidat kararına ilişkin olarak ortak gider alacağının ödenmediğinden bahisle davalı hakkında icra takibi başlatıldığı ve davalının söz konusu icra takiplerine itiraz etmesi üzerine takibin durduğunu ve davalı aleyhine itirazın iptali davası açıldığı, davalı tarafından 24.12.2017 tarihli olağan genel kurul toplantısı ile 21.01.2018 tarihli site temsilciler meclisinde alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti, olmadığında iptali için açılan davanın kabulüne karar verildiği, dosyanın istinaf aşamasında olup henüz İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Mahkemece 24.12.2017 tarihli olağan genel kurul toplantısı ile 21.01.2018 tarihli site temsilciler meclisinde alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti, olmadığında iptaline ilişkin dosyanın kesinleşmesi bekletici mesele yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olduğundan, Adalet Bakanlığının bu yerinde görülen temyiz talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.”
BU NEDENLE İDARE MAHKEMESİ’NİN, DAVA AÇMA SÜRESİNİN BİLİRKİŞİ RAPORUNUN TEBLİĞİ İLE İŞLEMEYE BAŞLAYACAĞI YÖNÜNDEKİ YORUMU, BAŞVURUCULARIN MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKINI İHLAL ETMİŞTİR.
Anayasa Mahkemesinin 22/1/2025 Tarihli ve 2020/12751 Başvuru Numaralı Kararı
“Konuya ilişkin olarak Danıştayın verdiği bazı kararlara (bkz. §§ 12-16) bakıldığında eylemin idariliğine ilişkin tespitleri içeren kararların kesinleşmesi ile dava açma sürelerinin başlayacağına ilişkin değerlendirmelerde bulunulduğu anlaşılmıştır. Başvurucular bunlardan bazılarına işaret ederek İdare Mahkemesi kararının orantılı olmayan şekilde mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini öne sürmüştür. da 42. Bu iddialar ve tespitler sonrasında İdare Mahkemesinin dava açma süresinin başlangıç tarihine ilişkin yorumunun başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum olduğu ve bu yorumun başvurucuların mahkemeye erişim hakkını aşırı derecede güçleştirerek neredeyse imkânsız hâle getirdiği değerlendirilmiştir. Bu nedenle davanın süre aşımından reddedilmesi suretiyle başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır. 43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.”
İzmir BAM, 17. HD. T. 8.4.2025 E. 2021/1634 K. 2025/722
“Her ne kadar davacı vekili tarafından bu husus istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de HMK 203/1 maddesi ile senetle ispat zorunluluğunun istisnaları belirtilmiş olup, ancak işlem senede bağlanmış ise HMK 201 maddesi uyarınca senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ispat yükümlülüğünün yine senetle yapılması gerekir. Tanıkla ispat mümkün değildir. Bu durumda davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.”
